Yemen cephesinde yaşanan son gelişmeler ve Yemen Silahlı Kuvvetlerinin Suudi Arabistan karşısında elde ettiği başarılar, Riyad’ı giderek daha zor bir duruma sokuyor. Suudi Arabistan, başarısızlıklarını telafi etmek için zaman zaman Mekke İttifakı üyelerinden, zaman zaman da ABD’den destek arıyor.
Peki Yemen, askerî ve taktik açıdan bu noktaya nasıl ulaştı? Ensarullah’ın askerî kapasitesi on yılı aşkın savaş boyunca nasıl şekillendi? Babülmendep Boğazı’nın Hürmüz Boğazı’yla birlikte bölgesel dengeler ve Suudi Arabistan’ın hesapları üzerindeki etkisi ne olacak?
İran View 24 muhabiri, bu soruları Yemenli siyasi ve bölgesel gelişmeler uzmanı Ahmed Abdülvehhab eş-Şami’ye yöneltti.
1- Ensarullah’ın Yemen’in batı kıyısı ve Babülmendep çevresindeki ilerleyişinin ardından, Suudi Arabistan destekli güçler ekim ayının başından itibaren karşı operasyonlar başlattı ve boğaz çevresiyle Moha kentindeki bazı mevzileri geri aldıklarını duyurdu. Ancak tarafların sahadaki ilerleyişine ilişkin bağımsız ve kesin doğrulamalar bulunmuyor. Yemen’deki gerçek askerî tabloyu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Yemen’de sahadaki durum umut verici ve önemli başarılar elde edildi. Yemen Silahlı Kuvvetleri, batı kıyısında Taiz vilayetinden Hudeyde vilayetine uzanan yaklaşık 5 bin 400 kilometrekarelik alanda Suudi düşman güçlerinin yoğunlaştığı bölgelere karşı ilerlemeyi başardı. Ayrıca bu bölgelerin güvenliğini sağlamak amacıyla Babülmendep Boğazı’na hâkim komşu dağlık alanların kontrolünü ele geçirdi.
Yemen Silahlı Kuvvetleri şu ana kadar, Suudi işgalinin baskısı altında bulunan Taiz vilayetinin yüzde 95’ini kontrol altına aldı. Bu durum, güçlerimizin askerî ve diğer alanlarda düşmanın girişimlerine karşı etkili, planlı ve hesaplı bir strateji izlediğini gösteriyor.
Suudi Arabistan’a bağlı güçler, Lahic vilayeti üzerinden Babülmendep’e doğru ilerlemeye ve kurtarılan bölgeleri yeniden ele geçirmeye çalışıyor. Ancak şimdiye kadar başarılı olamadılar. Yemen Silahlı Kuvvetleri, düşmanın hava saldırılarıyla hedef alabileceği açık ve korumasız alanlarda kalmamaya dayalı bir strateji izliyor. Bunun yerine ilerlemeye çalışan güçler balistik füzeler ve insansız hava araçlarıyla hedef alınıyor.
Suudi güçleri ve onlara bağlı unsurlar, işgal altındaki Lahic üzerinden Babülmendep’e ulaşmak için birçok kez girişimde bulundu. Bazı noktalarda birkaç kilometre ilerleyebilseler de Yemen Silahlı Kuvvetleri bu bölgelerde ateş üstünlüğünü elinde tutuyor ve düşman birliklerinin toplanma noktalarını hedef alıyor. Ayrıca Suudi güçlerinin ilerlemek için kullandığı bazı bölgeler ve dağlık alanlar yeniden kontrol altına alındı.
Bununla birlikte, düşmanın görüş ve erişim alanında kalan bazı bölgeler hâlâ mevcut. Suudi güçleri bu güzergâhları kullanarak ilerlemeye çalışıyor. Yemen Silahlı Kuvvetleri ise insansız hava araçları ve balistik füzelerle ağır darbeler indirmeyi hedefliyor. Hâlihazırda kullanılan Şevad adlı kamikaze İHA da Babülmendep yönünde ilerlemeye çalışan araçları ve birlikleri hedef alıyor.
Yemen Silahlı Kuvvetleri, kıyı bölgelerine paralel uzanan ve Babülmendep’e hâkim olan dağlık alanların kontrolünü ele geçirdi. Böylece güvenliği sağlanan bölgelerin gerisi de koruma altına alındı ve bu alanlar Suudi güçlerinin yoğunlaşma noktalarından temizlendi.
2- Batı Yemen kıyılarında artan çatışmalar Babülmendep Boğazı’nı yeniden bölgesel mücadelenin merkezine taşıdı. Ensarullah’ın Suudi Arabistan’la bağlantılı deniz taşımacılığına yönelik kısıtlamaları ve ticari gemilere yönelik saldırıları, Yemen’in coğrafi konumunu rakiplerine karşı bir baskı aracına dönüştürebildiğini gösteriyor. Bu strateji Suudi Arabistan ve dış müttefikleri açısından ekonomik ve güvenlik maliyetlerini ne ölçüde artırabilir? Hürmüz Boğazı ile Kızıldeniz cephesinin birbirine bağlanması, bölgesel deniz güvenliği ve güç dengelerini değiştirebilir mi?
Babülmendep ve Hürmüz boğazları son derece stratejik öneme sahip. Bu iki boğazdaki gelişmeler, bölgesel deniz güvenliği ve güç dengelerini kesinlikle değiştirecektir. Tam anlamıyla stratejik bir dönüşümle karşı karşıyayız. Bu dönüşüm, ABD’nin denizler ve boğazlar üzerindeki hâkimiyetine son verecek niteliktedir.
Geçmişte ABD donanması boğazlar ve deniz geçiş yolları üzerinde üstünlüğe sahipti. Ancak şimdi Hürmüz Boğazı üzerindeki hâkimiyetini kaybediyor; ardından Babülmendep’te de aynı durumla karşılaşacak. Bu iki boğaz, dünya ticaretinin yarısından fazlasını ya da yaklaşık yarısını ilgilendiren bir öneme sahip. Bu da ABD’nin dünyadaki tek kutuplu hâkimiyet döneminin sona erdiğini ve cihat ile direnişin ön saflarda yer aldığı çok kutuplu bir döneme girildiğini gösteriyor.
Bu dönüşüm, İran İslam Cumhuriyeti’nin Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolü ve Yemen’in Babülmendep’teki hâkimiyeti üzerinden gerçekleşiyor. Arap ve İslam dünyası, bu iki boğaz üzerindeki kontrolünü yeniden kazanarak bölgesel konumunu güçlendirecek ve bağımsızlığına kavuşacaktır.
Bu gelişme, özellikle bölgedeki sular ve deniz geçiş yolları üzerinde hâkimiyet kurmaya çalışan ABD ve İsrail’in müdahaleleri karşısında askerî hesapları ve siyasi dengeleri de değiştirecek. İsrail’in Somali’deki, ABD’nin ise Cibuti ve Afrika Boynuzu’nun diğer bölgelerindeki varlığının, Babülmendep üzerinde kontrol sağlama planının bir parçası olduğu biliniyor. Ancak Yemen Silahlı Kuvvetlerinin boğaz üzerindeki kontrolü sayesinde bu plan başarısızlığa uğradı.
Bu koşullarda Suudi Arabistan’ın ekonomik ve güvenlik maliyetleri de ağırlaşıyor. Yemen Silahlı Kuvvetlerinin Suudi Arabistan deniz taşımacılığına yönelik uyguladığı deniz ablukası etkili oldu ve ülkenin deniz trafiğini neredeyse sıfıra indirdi. Yemen güçleri, hiçbir Suudi gemisinin Babülmendep’ten geçmesine izin vermiyor.
Suudi Arabistan, İran İslam Cumhuriyeti’nin Hürmüz Boğazı’nı kapatmasının ardından petrol ihracatını Yanbu Limanı ve Babülmendep üzerinden sürdürmeyi umuyordu. Ancak şimdi çok daha büyük bir çıkmazla karşı karşıya ve petrol ihracatı durmuş durumda.
Suudi Arabistan, ekonomik ve yatırım alanlarında da zarar görüyor. Yemen Silahlı Kuvvetlerinin Riyad havalimanlarına ve ülkedeki diğer tesislere yönelik saldırıları bu kayıpları artırıyor. Aramco tesisleri de defalarca hedef alındı. Bütün bunlar büyük ekonomik zararlara yol açarken Suudi Arabistan’ın gelecekteki yatırım ve ticaret olanaklarını da sınırlandırıyor.
3- Ensarullah’ın on yıllık savaş boyunca geliştirdiği askerî kapasitenin ne kadarı İran’ın desteğinden, ne kadarı sahadaki deneyimden ve hareketin kendi imkânlarından kaynaklanıyor? Ensarullah’ın bağımsız bir askerî doktrine sahip bir güce dönüştüğü söylenebilir mi?
Ensarullah ve Yemen Silahlı Kuvvetleri, askerî kapasitelerini yalnızca son on yılda değil, hareketin 2002’de ortaya çıkışından itibaren geliştirdi. Hareketin silahlanma ve askerî kapasite alanındaki ilerlemesinin ilk işaretleri o dönemde görüldü. Bu süreçte büyük ölçüde kendi imkânlarına dayandılar.
Yemen Silahlı Kuvvetleri, yıllar içinde askerî yeteneklerini geliştirerek balistik ve hipersonik füzelere ulaştı. Bu füzeler işgal altındaki topraklara ulaşarak İsrail rejimini hedef aldı. Ayrıca insansız hava araçlarını geliştirdiler, yeni teknolojilere ve alışılmışın dışında yöntemlere yöneldiler. Yemen’de ABD’ye karşı yürütülen mücadelede Amerikan savaş gemilerinin ve uçak gemilerinin hedef alınması da bu yöntemler arasında yer alıyor.
Bütün bu kazanımlar, Allah’ın yardımıyla birlikte, Yemen Silahlı Kuvvetlerinin bağımsız karar alma iradesinin sonucudur. İran İslam Cumhuriyeti’nin deneyimlerinden yararlanıyorlar ve bunda yanlış bir şey yok. Başka ülkelerin deneyimlerinden de faydalanıyorlar. Siyonist projeye karşı kullanılabilecek herhangi bir bilgi veya teknoloji varsa bundan yararlanmaya çalışıyorlar.
Başkasının deneyiminden ve teknolojisinden yararlanmak bir kusur değildir. Asıl sorun, silahlanmak için ABD’ye bağımlı olmak ve İsrail rejiminin silahlar ile hava savunma sistemleri üzerinden sağladığı desteğe bel bağlamaktır. Suudi Arabistan ve ne yazık ki onunla aynı çizgide hareket eden bazı Arap ülkelerinde yaşanan durum budur.
Biz, İran İslam Cumhuriyeti ile birlikte bir cihat ve direniş ekseni oluşturuyoruz. Filistin direnişi, Lübnan Hizbullahı ve Irak İslami Direnişi de bu eksenin parçasıdır. Bu yapının askerî kapasitesi sürekli gelişiyor ve elde edilen imkânlar bir araya gelerek Filistin davasına hizmet ediyor.
Ancak bu durum, İran’ın Yemen’i yönettiği ya da Yemen’in kararlarının Tahran tarafından alındığı anlamına gelmez. Tam tersine, Yemen Cumhuriyeti ve silahlı kuvvetleri tamamen bağımsızdır. Bizi bir araya getiren, Filistin davası ve ABD ile İsrail düşmanlığına karşı mücadeledir.
4- Suudi Arabistan’ı Yemen’e yönelik saldırıları yeniden başlatmaya iten nedenler neler? ABD ve İsrail’in çatışmaların tırmanmasındaki rolü nedir? Bu savaşla hangi stratejik hedeflere ulaşmayı amaçlıyorlar?
Suudi Arabistan’ın Yemen’e yönelik saldırılarını yeniden başlatmasının birçok nedeni var. Riyad, Yemen’le anlaşmaya varma sürecinde uzlaşmaya yönelmek yerine gerilimi tırmandırdı. Bunun nedenlerinden biri Sana Havalimanı’na yönelik saldırıydı. Çünkü Yemen ve Sana, ülkenin karar alma süreçlerini ve egemenliğini Suudi Arabistan’ın etkisinden kurtarma yönünde ilerliyordu.
İran’a gitmek ve Ayetullah Seyyid Ali Hamaney’in şehadeti dolayısıyla taziye ve saygı ziyaretinde bulunmak üzere İran’a ait bir uçak da gelmişti. Ancak Suudi Arabistan, zorbalık ve kibirle Yemen’e yönelik saldırılarını Sana Havalimanı’nı hedef alarak yeniden başlattı.
ABD ve İsrail’in rolü de açık. Suudi Arabistan’a 200’den fazla Amerikalı uzman destek veriyor. ABD ayrıca hedeflere ilişkin istihbarat bilgilerini de bu ülkeyle paylaşıyor. Bunun yanında Washington ve İsrail rejimi, Suudi Arabistan’a lojistik, silah ve istihbarat desteği sağlıyor. Bu artık gizli bir durum değil.
Suudi Arabistan’ın stratejik hedefi, Yemen’i Riyad’ın kararlarına tabi kılmak. Böyle bir durumda Yemen, doğal olarak ABD ve İsrail’in de etkisi altına girecektir. Ancak bu asla gerçekleşmeyecek; Yemen’de böyle bir hedefe ulaşılması mümkün değil.
5- Yemen’de çatışmaların tırmanması güç dengesini değiştirecek mi, yoksa siyasi bir anlaşmanın önünü açabilir mi? Önümüzdeki dönemde Yemen’i hangi senaryolar bekliyor?
Yemen’de çatışmaların tırmanması güç dengesini kesinlikle değiştiriyor. Bu değişim şimdiden yaşanıyor. Bir zamanlar Suudi Arabistan’ın havalimanlarının ve Aramco tesislerinin hedef alınabileceğini kim düşünebilirdi? Geçmişte dünyaya hükmeden petrol dolarına dayalı düzen ve askerî güç, bugün Yemen Silahlı Kuvvetlerinin hedefi hâline geliyor. Bu bile başlı başına stratejik bir değişimdir.
Yemen hiçbir siyasi çözüme karşı değil. Ancak çözümün Yemen’in haklarının geri verilmesine, Suudi saldırılarının durdurulmasına, ablukanın kaldırılmasına, kamu çalışanlarının maaşlarının yeniden ödenmesine, Suudi Arabistan tarafından yağmalanan Yemen kaynaklarının iadesine, ülkenin yeniden inşasına, Suudi ve diğer yabancı askerî güçlerin Yemen’den çekilmesine ve ülkenin iç işlerine müdahalenin sona ermesine dayanması gerekiyor. Herhangi bir siyasi anlaşma bu ilkeleri esas alırsa Yemen bunu memnuniyetle karşılayacaktır.
Ancak Suudi saldırıları ve Yemen’de işlenen suçlar devam eder, katliamlar sürerse daha büyük hesaplaşmalar ve daha yoğun bir çatışma süreciyle karşı karşıya kalırız. “Tırmanışa tırmanışla karşılık verme” denklemi geçerliliğini koruyor.
Yemen Silahlı Kuvvetlerinin elinde çok sayıda hedef ve kullanılabilecek farklı kozlar bulunuyor. Mevcut denklemi değiştirebilir ve Suudi Arabistan’ın Yemen üzerinde hâkimiyet kurma hedeflerini boşa çıkarabilirler.
Gelecekte hangi senaryonun gerçekleşeceği, barış yönünde ilerleme sağlanıp sağlanamayacağına bağlı. Suudi Arabistan siyasi uzlaşmaya yönelecek mi? Yemen’in sıraladığımız taleplerini kabul edecek mi? Belirleyici olan bu soruların yanıtıdır.
Yemen’in hedefi açık: Suudi Arabistan’ın saldırılarını ve işlediği suçları sona erdirmek. Son 12 yıldır devam eden bu saldırılar hâlâ sürüyor.

yorumunuz